Hazır blogcu çalışmaya başlamışken bir süredir aklımda olan ABD resesyonu ve Türkiye’de kriz ihtimali üzerine birkaç şey söyleyelim. Ocak ayı sonunda bu konuyla ilgili olasılıkları anlatan şöyle bir yazı yazmıştım. O yazıda ABD’de resesyon olmayacağını, Türkiye için belirleyicinin içerde yaşanacaklar olduğunu belirtmiştim. Geldiğimiz noktada tüm dünyada resesyon endişelerinin yerini enflasyon endişesi aldı. Bunu tutturduk diyebiliriz. Türkiye ile ilgili olarak hükümetten reformlar yapmasını ve para politikasının MB tarafından kusursuz bir şekilde yürütülmesini beklemediğimi söylemiştim. Bu cümlenin birinci kısmı tuttu ama bununla övünmek olmaz, hükümet bu konuda iyimser olmamamız için hepimize yeterince sebep verdi. Asıl önemli olan cümlenin ikinci kısmı. MB geldiği noktada tam olarak çuvallamış durumda. Grafiklerle tüm dünyada enflasyon artarken biz düşürdük diye toparlamaya çalışsalar da kaybolan güveni yerine getirmek çok zor olacak.
Maliye politikası yılın ilk beş ayında oldukça iyi görünüyor. Yıl sonuna kadar böyle devam etmesi önemli. Buraya kadar anlattıklarıma göre Ocak’ta yazdığım yazının 3. Senaryosu en yakın senaryo olarak görülüyor. Ama 3. Senaryonun birebir örtüştüğünü söyleyemeyiz. Çünkü bu süreçte yaşanan siyasi gelişmeler kriz çıkarmak için özel olarak uğraşıyoruz gibi bir izlenim veriyor. Türkiye’de siyaseti tahmin etmek zor olduğu için (biraz da siyaset yazmayı sevmediğim için) Ocak ayındaki yazımda siyasetle ilgili ima dahi yok. Aacak şöyle bir şey var:
“Bu yazının ana fikri; kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.”
Ocak-Nisan döneminde Ödemeler Bilançosu gelişmeleri geçen yıla göre çok farklı bir duruma geldi. 2007 Ocak-Nisan dönemine göre, cari açığın finansmanında doğrudan yatırımların payında büyük oranda azalma var. Portföy yatırımları negatife dönmüş. Finansmanın en önemli kalemi olarak görünen borçlanmada geçen yıla göre yüksek bir artış var. Aşağıdaki tablo geçen yılın ve bu yılın bazı önemli Ödemeler Bilançosu kalemlerindeki gelişmeleri gösteriyor.

Kaynak: Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
Not: Diğer Yatırımlar; uzun ve kısa vadeli ticari kredilerden, Merkez Bankasının Hükümetin ve bankaların kullandığı kredilerden ve MB ve bankalardaki mevduattan oluşuyor.
2007 Ocak-Nisan döneminde doğrudan yatırımların cari açığa oranı %71 iken, 2008’de %28’e gerilemiş durumda. Portföy yatırımlarının cari açığa oranı 2007’de %56 iken bu yıl negatife dönmüş durumda. Diğer yatırımların oranı ise 2007’de negatif iken, 2008’de %87’ye çıkmış durumda.
Mayıs ayı bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Mayıs ayında bütçe fazla verdi. Harcamalar geçen yılın Mayıs ayına göre % 3 arttı. Vergi gelirleri ise %18,3 arttı. Sonuçlar aşağıdaki tablolardan takip edilebilir.



Kaynak: TC Maliye Bakanlığı
Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan aylık bütçe gerçekleşmeleri raporunda şöyle deniyor: “2008 yılı Ocak-Mayıs dönemi bütçe gerçekleşmeleri değerlendirildiğinde, bütçe giderlerinin artış oranı ile bütçe açığının seyrine bakıldığında mali disipline devam edildiği açık bir şekilde görülmektedir. Nitekim, 2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre bütçe giderleri sadece yüzde 3 artmış ve bütçe açığı ise yüzde 38,4 oranında azalmıştır.Mali disipline işaret eden diğer önemli bir gösterge de faiz hariç bütçe giderlerinin gelişimi ile vergi gelirlerinin gelişiminin izlediği seyirdir. Nitekim, 2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre faiz hariç bütçe giderleri yüzde 11 oranında artarken, vergi gelirleri yüzde 18,3 oranında artmıştır.İlk beş aylık bütçe gerçekleşmelerinin ortaya koyduğu mali disipline bundan sonraki aylarda da titizlikle riayet edilecek, bütçe giderlerinin yılsonu hedefleri içinde kalması ve bütçe gelirlerinin hedeflerimiz ile uyumlu bir şekilde gerçekleşmesi sağlanacaktır.”
Daha önce Tüik'in işgücü ve istihdam verilerini kullanarak hazırladığım istihdam ve işsizlikteki durumumuzu gösteren tabloyu yeni verilerle güncelleyerek bir kez daha yayınlıyorum. Tablodan her yılın aynı ayına göre iş gücü sayısındaki ve istihdam edilenler sayısındaki değişiklikleri izlemek mümkün. Ayrıca işsizlik ve tarım dışı işsizlik oranları da izlenebilir.

Not: İşgücü sayısındaki değişiklik ve istihdam edilenler sayısındaki değişiklik sütunlarındaki sayılar, bir önceki yılın aynı ayına göre bu sayılardaki artış veya azalışı gösteriyor.
Kaynak: www.tuik.gov.tr
Durumumuzu daha iyi görebilmek için aşağıdaki grafikleri hazırladım. (Tüm grafiklerde Seri1 (mavi) 2006, seri2 (kırmızı) 2007 ve seri3 (yeşil) 2008 yılına ait verileri gösteriyor. Satırdaki sayılar ayları ve 13. Ay yıllık veriyi gösteriyor.)
1. Grafik İşgücü Sayısındaki Değişikliği gösteriyor.
Grafik 1: İşgücü Sayısındaki Değişiklik

2. Grafik İstihdam Edilenler Sayısındaki Değişikliği Gösteriyor.
Grafik 2: İstihdam Edilenler Arasındaki Değişiklik
.png)
3. ve 4. grafikleri daha anlaşılır olduğu için çizgi grafik olarak hazırladım. Bunlar da sırayla işsizlik oranlarını ve tarım dışı işsizlik oranlarını gösteriyor. (bu iki grafikte, diğerlerinden farklı olarak 2005 verilerine de yer verdim. Burada 2005 yılı mavi renkle, 2006 kırmızı, 2007 yeşil ve 2008 eflatunla gösteriliyor.)
Grafik 3: İşsizlik Oranları
.png)
Grafik 4: Tarımdışı İşsizlik Oranları
.png)
Grafiklerle ilgili şu iki yazıda yorum yapmıştım (bir, iki). Bu nedenle aynı şeyleri tekrarlamamak için burada yorum yazmıyorum. Ama 2008 yılında durumun daha da kötüye gideceğini de daha önce söylemiştim.
1. Birkaç yıldır Merkez Bankasının %4’lük enflasyon hedefini gerçekçi bulmayan ve hedefin değiştirilmesi gerektiği yorumları yapan ekonomi yazarları vardı. Merkez Bankası buna, orta ve uzun vadeli bakışaçısına sahip olduklarını ve bu sürede enflasyonun hedefe yakınsayacağını söyleyerek cevap veriyordu. Ancak dün itibariyle enflasyon hedefleri değiştirildi: 2009 için %7,5, 2010 için % 6,5 ve 2011 için %5,5 olarak belirlendi. Ama çok geç kalındı, bu değişiklik MB kredibilitesini olumsuz etkileyecektir.
2. MB 2007 Eylül ayından itibaren faiz indirimine başlamıştı. Buna gerekçe olarak da enflasyon bekleyişlerindeki düşüş gösterilmişti. 2007’nin son aylarında yayınlanan raporlarda, MB gıda ve enerji fiyatlarındaki artışın 2008'de duracağını tahmin etmişti. Aradan geçen birkaç ayda bu tahminin ve faiz indirimlerinin yanlış olduğu ortaya çıktı. MB yeniden faiz artırımına başladı.
3. MB faiz politikasında çok agresif davranıyordu. Özellikle faiz indirimleri konusunda aceleci davranıyordu. Eylül ayında başlayan faiz indirimlerini sadece enflayon bekleyişlerindeki bir miktar düşüşle açıklamak mümkün değil. MB‘nın büyüme ve istihdam endişelerinin de bu kararında etkili olduğunu düşünüyorum.
Sonuç: Uzun süredir %4’e yakınsamayan enflasyon oranları zaten MB’nın kredibilitesini olumsuz etkilemişti. O zamanlar hedef değiştir diyenlerin sözlerine MB’nın sıcak bakmaması doğru olabilir. Ama şu anda yapılan hedef değişikilği MB kredibilitesini iyice olumsuz etkiledi. Buna faiz politikasının sürekli olarak değiştirilmesi (yanlış tahminler ve büyüme endişesi nedeniyle) eklenince MB kredibilitesinin (eğer kaldıysa) yerlerde sürünmesine şaşmamak gerek.
4/6/2008 · Kategori: Enflasyon
Mayıs ayında Tüfe %1,49olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon % 10,74’e yükseldi. Ayıca Merkez Bankası enflasyon hedeflerinde değişikliğe gitti. Yeni hedefler şöyle:
2009: 7,5
2010: 6,5
2011: 5,5
Enflasyon hedeflerini değişmesi ile ilgili yorumları buradan okuyabilirsiniz.
Geçen hafta Hazine Müsteşarlığı Uluslararası Doğrudan Yabancı Yatırım Verileri Bülteni’ni yayınladı. Buna göre Türkiye’ye 2008’in Ocak ayında 1.239, Şubat.2ta 709 ve Mart’ta 2.433 milyon $’lık doğrudan yabancı yatırım girişi oldu. Ocak-Mart dönemi toplamı 4.381 milyon $ olarak gerçekleşti. 2007’de ilk üç ayda bu rakam 9.387 milyon $’dı. Yani geçen yıla göre %53’lük bir azalama var.
Doğrudan yabancı yatırımların 2006 ve 2007’de yüksek gerçekleşmesi sayesinde Cari İşlemler Hesabı açıkları konusunda endişelenmeye gerek yoktu. 2006 ve 2007’de cari işlemler hesabı açığının yaklaşık %60’ı doğrudan yatırımlarla finanse ediliyordu. Ancak bu yıl benzer bir performans sergilenemeyecek gibi görünüyor. (Bu konuyla ilgili daha önce şu yazıyı yazmıştım.)
2008 Nisan ayı bütçe gerçekleşmelerine göre, Nisan’da bütçe -1.075.649 bin YTL açık verdi. Bu dönemde faiz dışı fazla -3.089.971 bin YTL oldu. Aşağıdaki tablolar ayrıntılı bütçe gerçekleşmelerini gösteriyor.
2008 Nisan Bütçe Gerçekleşmeleri
Bütçe Giderleri 18.638
Faiz Hariç Giderler 14.472
Faiz Giderleri 4.166
Bütçe Gelirleri 17.562
Genel bütçe Gelirleri 17.116
Vergi Gelirleri 12.902
Vergi Dışı Gelirler 4.214
Özel Bütçeli İdarelerin Gelirleri 357
Düzen. ve Denet. Kurumlarının Gelirleri 89
Giderler
Nisan Nisan
2007 2008 Artış %
Bütçe Giderleri 16.363 18.638 13,9
Faiz Hariç Giderler 13.282 14.472 9,0
Personel Giderleri 3.620 4.014 10,9
SGK Devlet Primi 440 488 10,9
Mal ve Hizmet Alımı 1.882 1.833 -2,6
Cari Transferler 5.752 6.531 13,6
Sermaye Giderleri 1.076 996 -7,4
Sermaye Transferleri 277 140 49,2
Borç Verme 235 470 99,5
Faiz Giderleri 3.080 4.166 35,2
Gelirler
Nisan Nisan
2007 2008 Artış %
Gelir Vergisi 2.396 3.355 40,0
Kurumler Vergisi 114 136 19,3
Banka ve Sigorta
Muameleri Vergisi 291 356 22,4
Dahilde Alınan KDV 1.067 1.533 43.6
İthalde Alınan KDV 2.073 2.816 35,8
ÖTV 2.615 3.221 23,2
Damga Vergisi 272 342 25,6
Harçlar 356 382 7,4
Diğer 675 762 12,8
GENEL BÜTÇE VERGİ
GELİRLERİ TOPLAMI 9.859 12.902 30,9
Kaynak: TC Maliye Bakanlığı Nisan Ayı Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu
Maliye Bakanlığı bütçe raporunda şöyle deniyor: “2008 Ocak-Nisan bütçe gerçekleşmeleri değerlendirildiğinde, bütçe giderlerinin artış oranı ile bütçe gelirlerinin artış oranı mukayese edildiğinde mali disipline devam edildiği açık bir şekilde görülmektedir. Nitekim, 2008 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre bütçe giderleri yüzde 6,7, bütçe gelirleri ise yüzde 7,2 oranında artmıştır. Böylece bütçe açığı sadece yüzde 1,3 oranında artmıştır. Mali disipline işaret eden diğer önemli bir gösterge de faiz hariç bütçe giderlerinin gelişimi ile vergi gelirlerinin gelişiminin izlediği seyirdir. Nitekim, 2008 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre faiz hariç bütçe giderleri yüzde 11,8 artarken, 15 vergi gelirleri yüzde 21,4 oranında artmıştır. Böylece, vergi gelirlerindeki artış oranı faiz hariç bütçe giderlerinin artış oranının yaklaşık iki katı olmuştur.”
6/5/2008 · Kategori: Kapitalizm
Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada piyasa ekonomisine karşı husumet duyan insanların sayısı oldukça fazla. Öyle ki, bir çok kişi de bu husumet sanki içgüdüsel hale gelmiş. Piyasa ekonomisine ve piyasa ekonomisini hatırlatan her şeye karşı herhangi mantıksal bir süzgeç kullanmaksızın , peşinen olumsuz tavır takınmak karakterlerinin bir parçası olmuş. Kapitalizm ve kapitalist sözcüklerinin hakaret gibi kullanılması, kapitalizmin ne olduğunu düşünmeden ya da öğrenmek için kapitalizm savunucusu düşünürlerden herhangi bir okuma yapmadan ve hatta kapitalizmi tanımlamadan kafalarda oluşturulan canavara kapitalizm ismi veriliyor. Dünyada yaşanan her sorunun nedeni, her kötülüğün anası. Öyle ki, hiçbir kapitalist düşünür dış ticaret kısıtlamalarını savunmamasına, tam tersine kısıtlamalara karşı mücadele etmesine rağmen, gelişmiş bir batı ülkesinin fakir bir Afrika ülkesine uyguladığı ve her iki ülkeye de zarar veren ticaret kısıtlamalarının suçlusu da kapitalizm, devletin ekonomiye müdahalesi, verimsiz kamu işletmeleri, büyük bütçe açıkları, Merkez Bankasının yanlış politikaları, sabit kur uygulaması nedeniyle yaşanan krizlerin suçlusu da kapitalizm.
Kapitalizm çok geniş bir kavram, bir sosyal sistemin adı. Kapitalizmin ekonomideki tezahürüne piyasa ekonomisi deniyor artık. Madem piyasa ekonomisi kapitalizmin bir parçası o da kötü ve suçlu. Bir düşünelim piyasa ekonomisi düşmanlığının arkasında ne var. Piyasa ekonomisi dediğimizde bahsettiğimiz şey arz ve talep. Fiyatların oluşumu, üretim miktarının belirlenmesi, buna bağlı olarak ülkelerin ve bireylerin gelirlerinin belirlenmesi arz ve talep yoluyla oluyor. Hangi malların üretilip hangilerinin üretilmeyeceğine, üretilen malların miktarına ve dağıtımına arz ve talep karar veriyor. Bu arz-talep bir türlü sihirli bir şey mi? Nasıl oluyor da her şeyin belirleyicisi oluyor? Arz-talep bireylerin tercihlerinin somutlaşmış hali. Birçok karar vericinin kararlarıyla oluşuyor arz ve talep miktarları/eğrileri. Tüm bireyler bu sürece katılıyor. Bir kişi ya da bir topluluk karar vermiyor, karar sürecine herkes katılıyor ve kimin daha zeki, kimin daha çok okumuş, kimin daha entelektüel olduğuna bakılmıyor. Bunların bir önemi yok, tüm bireylerin tercihlerini yansıtıyor arz/talep, yani piyasa ekonomisi. Buna karşı husumet beslemek bireylere karşı husumet beslemek anlamına geliyor.
Bir sanatçı eserlerine halkın ilgi göstermediğinden yakındığında, insanlar benim eserlerimi anlayacak kapasitede değiller, eserlerim çok daha fazla kıymet görmeyi hak ediyor demek istiyordur. Bunu sağlamanın yolu olarak da devlet desteği talep eder. Halktan yakınır, piyasa ekonomisine kızar. Çünkü eserlerinin piyasadaki değeri, kendi kafasındaki değerden düşüktür. Bir başkası projesi için devlet desteği ister. İnsanların kendisini anlamadığından yakınır. Piyasaya ve halka karşı küskünlük hisseder. Hak ettiği değeri görmediğinden yakınır.
Oysa değerin piyasada belirleniyor olması iktisadın temel prensiplerinden biridir. Size göre eserinizin, ürününüzün değeri ne olursa olsun, sonuç tüm karar vericilerin değerin belirlenmesi sürecine katılımı ile ortaya çıkar. Bu değer eserin veya ürünün üreticisinin kafasındaki değere uymadığında takınılan tavır piyasayı ve halkı suçlamak olur.
İktisadi hayattaki bu durumun yansımasını politik alanda da görüyoruz. Kolektif sistemlerin nasıl işlediğine bakalım. Bir diktatör veya akiller grubu hem ekonomik hem siyasi alanda insanlar adına kararlar verirler. Kendileri halk için neyin iyi olduğunu bildikleri iddiasındadırlar. Halka rağmen halkı yönetmeye çalışırlar. Onların gözünde halk bilinçsiz, cahil insanlardan oluşur. Uzun vadeli düşünemez ve kendisi için neyin iyi olduğunu bilemez. Bu insanlara göre hiç kimse kendisi için neyin iyi olduğunu bilemez, ancak onlar herkes için neyin iyi olduğunu bilirler. Sonuçta sürekli olarak halkla çatışma halinde olan bir grup oluşur. Halkın onların fikirleri ile uyuşmayan her tercihinde halka kızgınlıkları ve küskünlük artar. Bu grup kendilerini iktidar yapacak gücü de bulduklarında halk egemenliği bir masal haline gelir. Yönetimdekiler toplum mühendisliği yaparak hayallerindeki halka uygun bir halk yaratmak için çabalarlar. Bireye ve bireysel tercihlere karşı düşmanlık ve bu tercihlere ekonomik ve siyasi alanda yer verilmemesinin sonucu, totaliter rejim altında özgürlüklerin tamamen yok olması ve karnını doyuramayan insanlardır.
2/5/2008 · Kategori: Enflasyon
Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası enflasyon gelişmelerinin anlatıldığı enflasyon raporunu yayınladı. Buna göre MB, enflasyon tahminlerindeki sapmaların büyük oranda gıda ve petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle, yani MB’nın kontrolü dışındaki gelişmelerden kaynakladığını söylüyor. 2008’im ilk çeyreği sonunda %9,15 olan yıllık enflasyonun 6,13’ü enerji ve gıda fiyatlarından kaynaklanıyor. MB tüm bu gelişmeler sonucunda önümüzdeki aylarda faiz artırımı yapabileceğini söylüyor.
Enflasyonda bu olumsuz gelişmeler yaşanırken MB 2008 yıl sonu Tüfe tahminini yukarı yönlü revize etti, yeni tahmin%9,3. MB bu değişikliği şöyle açıklıyor: “Bu çerçevede tahminlerimizi güncellerken gıda fiyatlarına iliskin önceki dönemlere kıyasla daha temkinli bir varsayım yaparak 2008 yıl sonu gıda fiyat enflasyonu varsayımımızı yüzde 13 gibi oldukça temkinli bir düzeye yükseltmis bulunmaktayız. Bu degisiklik, 2008 yılı enflasyon tahminimizin yaklasık 1,2 puan yukarı yönde güncellenmesine neden olmustur. Ayrıca, 2009 yılında gıda fiyat enflasyonunun yüzde 8 olarak gerçeklesecegini varsaymaktayız. Bu degisikligin 2009 yılı enflasyon tahminimiz üzerindeki etkisi 1,1 puan olmustur.
Ocak 2008 Enflasyon Raporu’nda, petrol fiyatlarının 85 ABD doları seviyesinde seyrettigi bir çerçeveyi esas almıstık. Ancak, 2008 yılının ilk çeyregi boyunca ham petrol fiyatları yaklasık 100 ABD doları olarak gerçeklesmistir. Son dönemdeki gelismeleri göz önüne alarak, bu tahmin döneminde, petrol fiyatlarına iliksin varsayımımızı 105 ABD dolarına yükseltmis bulunmaktayız. Buna ek olarak, elektrikte otomatik fiyatlamaya geçilecegi ve elektrik tarifelerinde bu varsayımla uyumlu ayarlamaların gerçeklesecegi öngörülmüstür. Varsayımlardaki bu degisiklikler, 2008 yılı enflasyon tahminimizin 0,9 puan yukarı yönlü güncellenmesine neden oldugu gibi 2009 yıl sonu enflasyon tahminlerini de 0,4 puan yükseltmistir.
Mevcut talep kosulları dikkate alındıgında döviz kuru gelismelerinin genel fiyatlama davranıslarına etkilerinin sınırlı düzeylerde kalmasını beklemekteyiz. Yine de, döviz kurlarının mevcut düzeylerde sabit kalması halinde 2008 yılı sonunda enflasyon üzerindeki dogrudan etkilerin yaklasık 1,5-2 puan arasında gerçeklesebilecegini, 2009 yılı enflasyonu üzerindeki etkinin ise 1 puana ulasabilecegini tahmin etmekteyiz. Bu noktaya kadar çizmis oldugum çerçeve dogrultusunda, 2008 yılı sonunda enflasyonun yaklasık yüzde 9,3 düzeyinde gerçeklesecegini tahmin etmekteyiz. Kısa vadeli faizlerin yıl ortalarına kadar kademeli ve ölçülü bir sekilde artırıldıgı ve sonrasında 2008 yılının kalan dönemi boyunca sabit tutuldugu bir senaryoya göre enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2009 yılı sonunda, orta noktası yüzde 6,7 olmak üzere yüzde 4,9 ile 8,5 arasında gerçeklesecegini tahmin etmekteyiz (Grafik 14). Gıda fiyat enflasyonunda kademeli bir düzeltme olacagı varsayımı altında enflasyonun 2010 yılının sonunda yüzde 4,9 düzeyine, 2011 yılının ortalarında ise yüzde 4 seviyesine düsmesini beklemekteyiz. Gıda dısı enflasyonun ise bu rakamların altında bir seyir izleyecegini tahmin etmekteyiz.”
MB’nın bir de gelecekle ilgili iyimser ve kötümser senaryoları var: “Olusturdugumuz kötümser senaryoda gıda fiyat enflasyonunun 2008, 2009 ve 2010 yıllarında sırasıyla yüzde 17, 11 ve 10 olarak gerçeklesecegi ve petrol fiyatlarının 2009 yılının sonunda 150 ABD dolarına çıkacagı varsayılmaktadır. Bu senaryoya göre kısa vadeli faizlerin 2008 yılının sonuna kadar kademeli olarak artırıldıgı varsayımı altında enflasyonun yüzde 4 düzeyine ulasması dört yıl sürmektedir (Grafik 15). _yimser senaryoda ise gıda fiyat enflasyonunun 2008, 2009 ve 2010 yıllarında sırasıyla yüzde 9, 5 ve 4 olarak gerçeklesecegi ve petrol fiyatlarının 2009 yılının sonunda 85 ABD dolarına inecegi varsayılmaktadır. Bu senaryoya göre, kısa vadeli faizlerin önümüzdeki aylarda sınırlı bir miktar artırıldıgı ve sonrasında sabit tutularak 2008 yılının son çeyreginden itibaren kademeli olarak indirildigi varsayımı altında, 2010 yılının sonunda enflasyon yüzde 4 düzeyine ulasmaktadır.”
Bütün bu gelişmeleri bir yana koyarsak, bildiğiniz gibi MB’nın 2008 enflasyon hedefi %4 ve 2007 Kasım’ında 2008 yılsonu için tahmini %3,5-5,7 aralığı idi. Şu anda ise tahmin %9,3. Aradan geçen birkaç ayda MB yukarıda sayılan nedenlerden dolayı enflasyon beklentisi yükseltti. Öyleyse ortada bir yanlış olmalı. Tahminin bu kadar hızlı arttırılmasında MB’nın dünyadaki gıda ve enerji fiyatlarının yönünü tahmin etmedeki başarısızlığı var. MB gıda fiyatlarının yükselmeye devam etmeyeceğini öngörmüştü ama yanıldı. Bu yanılgının en büyük etkisi de MB’nın güvenilirliği üzerine olumsuz bir etki oldu. Yıllardır %4’lük enflasyon hedefine sahibiz ve %4 birkaç yıl daha hedef olarak kalacak gibi görünüyor. Artık hedefi yukarı revize etmenin de bir anlamı kalmadı, çünkü geç kalındı. Oysa zamanında yapılacak bir revizyon MB’nın itibarını koruyabilirdi. Bunu yanında bir de MB’nın Eylül’de faiz indirimine başlaması var ki, o da yukarıda bahsettiğim öngörü hatası nedeniyle yapılmış bir başka hata.
MB raporda gelecekte faiz artırımı yapabileceğini söylüyor. Ancak, enflasyonun nedeni kontrol dışı nedenlerse, ki öyle, neden faizler arttırılıyor sorusu geliyor akla. İç talep zaten durgun, enflasyon üzerinde risk oluşturmuyor. Öyleyse faiz artırımı ne işe yarayacak? Bu soruya cevap olabilecek tek gösterge var: MB faiz politikası kararını enflasyon beklentilerine göre alıyor ve enflasyon beklentileri bir süredir yükseliyor. Bu nedenle faiz artırımı MB’nın aklına gelmiş olabilir. Ancak bu açıklama da yetersiz. Faiz artırımının amacı iç talebi kısarak enflasyonu aşağıya çekmek. Ancak iç talep zaten kısılmış durumda.
Enflasyonda gelinen olumsuz noktada, MB’nın kontrolü dışında kalan gıda ve enerji fiyatlarındaki artış etkili olsa da, MB, önceki tahminlerinde kullandığı varsayımların yanlış olması ve bu yanlış varsayımlar sonucunda sürekli yukarıya revize edilen tahminler nedeniyle kendi itibarını güveni sarstığı için hatalı. Önümüzdeki aylarda faiz artırımı ile enflasyonu da enflasyon bekleyişlerini de düşüremeyecek. Kendi hazırladığı raporda MB, enflasyon bekleyişlerinin geçmiş enflasyonlardan etkilendiğini kendisi söylüyor zaten.
« Önceki :: Sonraki »