• Arkadaşlarım

ABD Resesyonu ve Türkiye'de Kriz Beklentileri-2

24/6/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Hazır blogcu çalışmaya başlamışken bir süredir aklımda olan ABD resesyonu ve Türkiye’de kriz ihtimali üzerine birkaç şey söyleyelim. Ocak ayı sonunda bu konuyla ilgili olasılıkları anlatan şöyle bir yazı yazmıştım. O yazıda ABD’de resesyon olmayacağını, Türkiye için belirleyicinin içerde yaşanacaklar olduğunu belirtmiştim. Geldiğimiz noktada tüm dünyada resesyon endişelerinin yerini enflasyon endişesi aldı. Bunu tutturduk diyebiliriz. Türkiye ile ilgili olarak hükümetten reformlar yapmasını ve para politikasının MB tarafından kusursuz bir şekilde yürütülmesini beklemediğimi söylemiştim. Bu cümlenin birinci kısmı tuttu ama bununla övünmek olmaz, hükümet bu konuda iyimser olmamamız için hepimize yeterince sebep verdi. Asıl önemli olan cümlenin ikinci kısmı. MB geldiği noktada tam olarak çuvallamış durumda. Grafiklerle tüm dünyada enflasyon artarken biz düşürdük diye toparlamaya çalışsalar da kaybolan güveni yerine getirmek çok zor olacak.

Maliye politikası yılın ilk beş ayında oldukça iyi görünüyor. Yıl sonuna kadar böyle devam etmesi önemli. Buraya kadar anlattıklarıma göre Ocak’ta yazdığım yazının 3. Senaryosu en yakın senaryo olarak görülüyor. Ama 3. Senaryonun birebir örtüştüğünü söyleyemeyiz. Çünkü bu süreçte yaşanan siyasi gelişmeler kriz çıkarmak için özel olarak uğraşıyoruz gibi bir izlenim veriyor. Türkiye’de siyaseti tahmin etmek zor olduğu için (biraz da siyaset yazmayı sevmediğim için) Ocak ayındaki yazımda siyasetle ilgili ima dahi yok. Aacak şöyle bir şey var:

           “Bu yazının ana fikri; kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.”

 

SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ-2

6/4/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Aşağıdaki tabloda sosyal güvenlik transferleri ve bu transferlerin GSMH’ya oranları var.

 

Yıllar

Sosyal Güv. Trans.

SGT/GSMH

%

1994

39

1

1995

108

1,4

1996

335

2,2

1997

760

2,6

1998

1.400

2,6

1999

2.750

3,5

2000

3.226

2,6

2001

5.523

3,1

2002

9.684

3,5

2003

15.884

4,5

2004

18.830

4,4

2005

23.323

4,8

2006

22.891

4,1

 

Yıllar itibariyle sosyal güvenlik açıklarını kapatmak için yapılan transferlerin miktarı ve bu transferlerin GSMH’ya oranı düzenli olarak artmış. 1994 yılında SGT/GSMH oranı %1 iken, 2005’te %4,8 ve 2006’da %4,1 olmuş. Bütçe açığının GSMH’ya oranının azaldığı dönemlerde de sosyal güvenlik açıklarının ve yapılan transferlerin artmış olması maliye politikasını zorlayan en önemli neden olarak görünüyor.

SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ

4/4/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

 

Sosyal güvenlik sistemi yıllardır büyük açıklar vererek Türkiye’nin belinin büküldüğü bir konu. Kapsamlı bir reform yapılması şart. Bunu da yıllardır duyarız ama henüz becerebilen bir hükümet olmadı. Bu durumun sürdürülemez olduğunun ve bir süre sonra sistemin tamamen çökeceğinin çok az kişi farkında. Dünyada bazı ülkelerde sosyal devlet uygulamasının sonucu olarak bu işi devleti kullanarak çözmüş. İşi piyasaya bırakarak çözenler de var. Ama geliri üretmeden dağıtmaya çalışan , sosyalist ülkelerin de yıkılmasıyla, bir tek Türkiye kaldı. Aşağıda sosyal güvenlik açıklarını gösteren bir tablo var:

 

2004          SSK          BK          ES        Toplam   

           5.757        5.712    4.464       15.933 

 

2005

           7.412       7.293     3.987       18.692   

 

2006

           8.297      4.712     5.027       18.037 

 

2007*

                  12.815     7.159       5.067        25.040

 

*Geçici gerçekleşme

 

  Kaynak: www.ssk.gov.tr

       

 

 Çözüm: Her koyun kendi bacağından asılır.

 

Not: 1 aydır deniz gökçe bu konuyla ilgili yazılar yazıyor. İlgilenenler Akşam gazetesi internet sitesinden okuyabilir.

 

EKONOMİK GELİŞMELER

28/3/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Geçtiğimiz aylarda Türkiye ekonomisinde 2008’de bir kriz olmayacağını yazmıştım. Gerekçe olarak AKP Temmuz 2007 seçimlerinde aldığı yüksek oy oranındaki en önemli etkenlerden birinin ekonomideki iyiye gidiş olduğunu ve AKP’nin kendi ayağına kurşun sıkmayacağını düşünerek sıkı maliye politikasından vazgeçmeyeceğini, popülist politikalar izlemeyeceğini düşünüyordum. İlk iki aylık bütçe sonuçlarına bakarsak bu konuda, en azından şimdilik, haklı çıktığımı söyleyebiliriz. Her ne kadar yapılması gereken bir çok reformun yapılmasını beklemesem de doğru maliye ve para politikası ile Türkiye’nin dünyadaki kredi daralışından ve Amerikan ekonomisinin durumundan büyük yaralar almadan çıkabileceğini düşünüyordum. Eski %7 büyümeler hayal olsa da %5lerle idare edecektik. Gerçekleşmeler de bize böyle olacağını gösteriyordu ki, Türkiye’de görmeye alıştığımız bir şey oldu. Siyaset yine hem ülkeyi hem de ekonomiyi karıştırdı. AKP’ye kapatma davası açıldı. Siyasetin ekonomiyi her zaman çok ciddi etkilediği bir ülke olarak Türkiye’nin bu yaşananları hiç zarar görmeden atlatması mümkün gözükmüyor. Buradaki konumuz kapatma davasının haklılığı/haksızlığı değil (kişisel fikrim hiçbir partinin kapatılmaması gerektiği yönünde). Amacımız her ne kadar ekonomik göstergeler iyi olsa da (kötü olmasa da) yaşadığımız bu siyasi gelişmelerden sonra ekonominin şoklara eskisi kadar güçlü olduğunu söyleyemiyoruz. Siyasal riskin artması, doğrudan ekonomik riski de arttırıyor. Bir ekonominin büyümesi için gerekli olan kaynakların sağlanması için yatırımcıların ülkeye güven duyması şart. Tüketim için gelecekle ilgili bekleyişler olumlu olmalı. Geldiğimiz durumda ise güvenden eser yok, kimse gelecekle ilgili, özellikle siyasi gelişmelerle ilgili, bir şey söyleyebilecek durumda değil. Peki mevcut durumda kriz olur mu? Kriz değil ama ekonominin yavaşlaması kaçınılmaz gibi görünüyor.

 

YABANCI ŞİRKETLERİN GAYRİMENKUL ALIMI YASAKLANDI

18/3/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Geçen hafta ekonomide AKP’ye açılan kapatma davasının gölgesinde kalan bir gelişme oldu. Anayasa Mahkemesi yabancı sermeyeli şirketlerin Türkiye’de mal edimine izin veren yasa maddesini iptal etti. 17.03.2008 tarihli Taraf gazetesinde Süleyman Yaşar’ın konuyla ilgili bir yazısı vardı. Aşağıda o yazıdan bazı paragrafları aktarıyorum.

 

“Geçen hafta Anayasa Mahkemesi yabancı sermayeli şirketlerin Türkiye’de gayrimenkul alımına imkân veren bir yasa maddesini iptal etti. Bir çok ülke yabancı sermayenin gelmesi için bedelsiz arazi verirken ve vergi almazken, Türkiye’de yargının yabancı sermaye girişini engellemesi küresel ekonomiye tamamen ters düşüyor.

 

 

Çin Komünist Partisi yabancı sermayenin ülkelerine gelmesi için elinden geleni yapıyor. Hatta parti yönetimine özel şirketlerin en üst yöneticilerini alarak, onların komünist Partisi’ne yön vermesini ağlıyor. Bizde bürokrasi ve yargı, küresel ekonominin trendlerinin algılanmasında Çin Komünist Partisi’nin de öyle gerisinde kaldı ki…

 

 

Bir komplo tasarlasınız, dünya ekonomisinde yaşanan kredi krizine karşı sağlam durabilen ve 2008 yılı için Hindistan ile birlikte yıldız ülke seçilen Türkiye ekonomisini içeriden çökertmek isteyenler var. Onlar, Türk Lirası’na hızla değer kaybettirip ve faizleri yükseltip büyük rantlar elde etmek istiyor olabilirler.

 

Çünkü dünya ekonomisindeki kredi krizine rağmen Türk Lirası Dolar ve avro karşısında pek fazla değer kaybetmedi. Ama Yargıtay Başsavcılığı’nı kapatma davası sonrası dolar/lira paritesi cumartesi günü serbest piyasada 4 kuruş artarak 1 lira 25 kuruşa, avro 7 kuruş artarak 1 lira 95 kuruşa çıktı. Bu ani çıkışın ekonomik bir gerekçesi yok. Tamamen siyasi risklerin yarattığı iç şok olarak görülebilir bu.

 

Cumartesi günü döviz fiyatlarındaki bu artış bugün daha da yükselerek devam edebilir. Dolar/lira paritesinin hızla yükselmesi faiz hadlerini de artıracağından, ekonomide siyasi kaynaklı bir bozulmaya neden olabilir.

 

Tabii ekonomide kriz çıkarmak isteyenler şunu unutmasınlar; Türkiye ekonomisindeki cari açılar daha önce hep kamu bütçesi açıklarından kaynaklanmıştı. Oysa şimdi durum farklı. Kamu bütçesinde açık yok. Bu nedenle yüksek cari açığın kriz yaratıcı etkisi oldukça düşük. Bunu özellikle Harvard Üniversitesi’nden Jeffrey Frankel söylüyor.  İşte bu nedenle döviz krizi çıkarmak isteyenlerin amaçlarına ulaşması öyle pek kolay görünmüyor. İşleri siyasette de ekonomide de bu kez zor.”

 

DEĞER PİYASADA BELİRLENİR

23/2/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Marketlerle-bakkallar arasında yapılacak olan bir tercih, benzer hizmeti sağlayan iki farklı kaynak arasındaki tercihtir. Herhangi birini tercih etmek bizatihi iyi ya da kötü değildir. Tıpkı diğer kaynaklar arsındaki seçimler gibi, ucuz ve verimli olan seçilecektir. Bunların arasındaki tercih ahlakın konusuna girmez.  Yapılan tercih ahlakın alanına girmeyeceği gibi ahlaki sonuçlar da doğurmaz. Bunlardan hangisinin seçilip, hizmete devam edeceği piyasa tarafından belirlenir.

 

Piyasada oluşan tercih açıktır. Bakkalları kollamaya yönelik yapılan düzenlemelerden anlayabileceğimiz gibi, piyasa kazananın marketler olduğunu söylemiştir. Bu tercihin çeşitli sebepleri vardır. Daha ucuz satış, daha iyi hizmet, daha fazla ürün sunabilme (hem aynı ürünün farklı markaları, hem de ürün çeşidi olarak), alış-verişi bir aktivite olarak görenler için marketlerin iyi bir alternatif olması bu nedenler arasında sayılabilir.

 

Marketleri daha yüksek fiyattan ve/veya bakkallarla aynı fiyattan satmaya zorlamak ne gibi sonuçlar doğurur bakalım.

 

Bilindiği gibi fiyat, arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşur. Ama bu bütün tüketicilerin tam da bu fiyattan ödeme yapmaya gönüllü oldukları anlamına gelmez. Bu fiyatın üzerinde ödeme yapmaya hazır olmasına rağmen, oluşmuş bu düşük fiyat düzeyinden alım yapan tüketiciler piyasada mevcuttur. Tabii ki, bu fiyatın üzerinde ödeme yapmayacak olan, bu fiyatı ödemeye gönüllü oldukları maximum fiyat olarak belirleyen tüketiciler de piyasa da bulunur. Fiyat, piyasa fiyatının üzerine çıktığında bu ikinci gruptaki tüketiciler piyasadan çıkacaklardır. Bunlara marjinal alıcılar denir. Satıcı (marketler) daha yüksek fiyattan satmaya başladıklarında bu marjinal alıcılar artık o ürünü satın alamayacaklardır.  Toplamda da artık, eski duruma göre daha az tüketici bu ürünü tüketebilecektir ve her bir tüketici eski duruma göre daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacaktır.

 

Bir başka durumda, bu ürünü yüksek fiyattan tüketmeye devam edebilen tüketiciler ile ilgilidir. Bu tüketiciler ya bu üründen eskiye göre daha az tüketecekler ya da aynı miktarda tükettiklerinde diğer ürünlerden daha az tüketebileceklerdir. Çünkü, bu ürün için yaptıkları ödeme miktarı artmıştır.

 

Tüm bunlar gerçekleşirken piyasada arz fazlası oluşacaktır. Market-bakkal sorunu açısından ele alırsak, fiyatları yükseltme yönünde yapılacak bir müdahale sonucu, tüketiciler marketlerden bakkallara akın etmeyecek, tam tersine bir kısmı piyasadan çıkacaktır.

 

Marketlerin sahip olduğu düşük fiyat avantajı, onların tüketiciler tarafından tercih edilmesinde temel nedendir. Fiyat artışı yönünde baskı yapmak marketlerin, an azından bir bölümünün, varlığını da tehlikeye sokacaktır. Market mi, bakkal mı tercih edilmeli sorusuna bakkal cevabını vermenin gerekçesi kesinlikle açıklanmaya muhtaçtır. Market sahipleri ve çalışanları da, neden kendilerinin tercih edilmediğini bilmek isteyeceklerdir. Ancak böyle bir gerekçelendirme yapılamaz.

 

Değer piyasada belirlenir. Zorlama ile değeri piyasada değerinden daha yüksek ya da daha düşük belirlemek mümkündür. Ancak bu uygulamanın sonuçlarını belirleyemez, değiştiremez, yönetemezsiniz. Bu örnekte olduğundan daha yüksek değer biçilen şey bakkallardır. Sonuçlardan biri tüketicilerin zarar görmesi, diğeri market sahipleri ve çalışanlarının zarar görmesidir.

 

Yazının başında dediğim gibi, bakkalları marketlere tercih etmek için bir ahlaki gerekçe yoktur. Ancak, hileyle, kayırmayla değil, iyi hizmet ve düşük fiyatla tüketiciler tarafından tercih edilmiş marketler pahasına bakkalları kollamak kesinlikle ahlaki bir problem de yaratacaktır.

 

 

2002-2006 DÖNEMİNDE YOKSULLUK VERİLERİ

17/2/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Bildiğiniz gibi AKP’nin 2007 Temmuz seçimi başarısında bu ekonomik performansın önemli payı olduğu görüşü de hakim. Bu yazıda yukarıda saydığım ekonomik başarıların yoksulluk üzerine nasıl etki ettiğine bakalım.

 

Aşağıdaki tablolarda yıllara göre Türkiye’deki yoksul sayısını ve yoksul fert sayısının nüfusa oranını görüyoruz. Her iki göstergenin de giderek iyileştiğini takip ediyoruz.

 

   

                 Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre yoksul fert sayısı, TÜRKİYE

 

 

 

Yöntemler

Yoksul fert sayısı

(bin kişi)

2002

2003

2004

2005

2006

Gıda yoksulluğu (açlık)

926

894

909

623

539

Yoksulluk (gıda+gıda dışı)

18.441

19.458

17.991

14.681

12.930

Kişi başı günlük 1 $'ın altı(1)

136

9

11

10

0

Kişi başı günlük 2.15 $'ın altı(1)

2.082

1.655

1.752

1.109

1.022

Kişi başı günlük 4.3 $'ın altı(1)

20.721

16.433

14.681

11.712

9.680

Harcama esaslı göreli yoksulluk(2)

10.080

10.730

9.967

11.574

10.530

 

 

 

 

 

 

(1) 1 $'ın satınalma gücü paritesine (SGP) göre karşılığı olarak 2002 yılı için 618 281 TL; 2003 yılı için 732 480 TL; 2004 yılı için 780 121 TL, 2005 yılı için 0.830400 YTL ve 2006 yılı için ise 0.921 YTL kullanılmıştır.

(2) Eşdeğer fert başına tüketim harcaması medyan değerinin %50'si esas alınmıştır.

Kaynak: Tuik

 

 

 

   Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre fertlerin

 

  yoksulluk oranları, TÜRKİYE

 

 

 

 

 

 

Yöntemler

 

 

 

 

 

Fert yoksulluk oranı  (%)

2002

2003

2004

2005

2006

Gıda yoksulluğu (açlık)

1,35

1,29

1,29

0,87

0,74

Yoksulluk (gıda+gıda dışı)

26,96

28,12

25,60

20,50

17,81

Kişi başı günlük 1 $'ın altı  (1)

0,20

0,01

0,02

0,01

0,00

Kişi başı günlük 2.15 $'ın altı (1)

3,04

2,39

2,49

1,55

1,41

Kişi başı günlük 4.3 $'ın altı (1)

30,30

23,75

20,89

16,36

13,33

Harcama esaslı göreli yoksulluk (2)

14,74

15,51

14,18

16,16

14,50

 

 

 

 

 

 

(1) 1 $'ın satınalma gücü paritesine (SGP) göre karşılığı olarak 2002 yılı için 618 281 TL; 2003 yılı için 732 480 TL; 2004 yılı için 780 121 TL, 2005 yılı için 0.830400 YTL ve 2006 yılı için ise 0.921 YTL kullanılmıştır.

(2) Eşdeğer fert başına tüketim harcaması medyan değerinin %50'si esas alınmıştır.

 

Kaynak: Tuik

 

ABD RESESYONU VE TÜRKİYE'DE KRİZ İHTİMALİ

31/1/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

Daha önce kriz beklentileri üzerine görüşleri özetleyen birkaç yazı yazmıştım. Genel olarak beklentilerden ve bir miktar da kendi beklentilerimden bahsetmiştim. Bu yazıda kendi düşüncelerimi ve beklentimi daha açık bir şekilde tanımlayacağım. Senaryolarla başlayalım:

 

1.       Senaryo: ABD’de ciddi bir resesyon olur ve Türkiye’yi de etkiler ki, ABD’de yaşanacak bir resesyon Türkiye’yi mutlaka az ya da çok etkileyecektir. Yurt içinde, reformlar yapılmaz, maliye politikasında disiplin bırakılır, eski günlere geri dönülür: Bu en kötü senaryo. ABD’de yaşanacak bir resesyon bizi Avrupa üzerinden etkileyecektir. Özellikle ihracatın azalması yoluyla reel ekonomide olumsuzluğa yol açar. Yurt içinde yanlış politikalar sonucu Türkiye ekonomisi ciddi bir kriz yaşar. Büyüme durur, küçülme olur, enflasyon ve işsizlik oranı yükselir.

 

2.       Senaryo: ABD’de ciddi bir resesyon olur. Yurt içinde hem gerekli reformlar yapılır hem de maliye ve para politikası çok iyi yürütülür: Böyle bir durumda ABD resesyonu Türkiye’yi bir miktar etkileyip, büyümede ve istihdamda bir miktar yavaşlamaya neden olsa da, bu krize dönüşmez. Uzun dönemde yurt içinde uygulanan doğru politikaların meyvesi toplanır.

 

 

3.       Senaryo: ABD’de hafif bir resesyon olur veya resesyon olmaz. Yurt içinde yanlış ve popülist politikalar yürütülür: Bu senaryoya göre yurt dışından bir etki gelmeyecek olmasına rağmen, yurt içi politikaların sonucu olarak, geçmişte olduğu gibi, 2008’de olmasa da mutlaka kriz yaşarız.

 

4.       Senaryo: ABD’de hafif resesyon olur veya resesyon olmaz, yurt içinde de tüm reformlar yapılır, maliye ve para politikaları kusursuz uygulanır: Bu en iyi senaryomuz. Ne yurt dışı ne yurt içi tehlike olmayacaktır. Bir süre sonra ekonomide yeniden yıllık %7’nin üzerinde büyüme oranlarını yakalarız ve işsizliğin düştüğü günlere geri döneriz.

 

Benim beklentimse şöyle: ABD’de resesyon olmayacak. Dolayısıyla yurt dışında tüm dünyayı ve Türkiye’yi krize götürecek bir gelişme olmasını beklemiyorum. Yurt içinde ise, reformların yapılacağı yönünde hiç umudum yok. Para politikasında MB çok başarılı sayılmazsa da yine de enflasyonu düşürmeyi, yavaş yavaş da olsa, başarıyor. Maliye politikası ise tam bir muamma. 2008 maliye politikası açısından gösterge olacak. 2007’de maliyenin itibarı birçok kişinin gözünde yara aldı, maliyeye eskisi kadar güven duyulmuyor. Bu yıl, 2006 öncesi disiplinli bütçe günlerine geri mi dönüleceği, yoksa popülist politikalarla büyük bütçe açıkları mı verileceği hakkında hükümetin eğilimini öğreneceğiz.

 

Gördüğünüz gibi 2008’de yurt içi gelişmelerin sonraki yıllar için gösterge olacağını  düşünüyorum. Aslında 2008’de ne olacağını net olarak söylemek zor. Bu yazının ana fikri; kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.

 

Peki ABD’de hafif bir resesyon olsa durum değişmez mi? Eğer yurt içinde yapmamız gerekenleri yapıp, yapmamamız gerekenlerden uzak durursak, hayır, değişmez. Güçlü bir ekonomi ile ABD resesyon yaşasa bile bundan en az etkilenen ülkelerden biri olabiliriz.

 

Ben hükümetten müthiş iyi hamleler beklemesem de, felaket politikalar uygulayacaklarını da sanmıyorum. Seçimde aldıkları oylarda ekonominin payının büyük olduğunu unutmazlar diye düşünüyorum. Önümüzdeki yıllarda, en azından bir süre,  %7 büyüme oranlarını göremesek de, kriz yaşamayız diye düşünüyorum. Ancak benimle zıt görüşte olanların ve/veya hükümete güvenmeyenlerin de 2008’de değil de 2009’da kriz beklemeleri daha doğru olur.

 

                       2008 Türkiye’nin eski karanlık günlere geri mi döneceğini, yoksa 2006’ya kadar aldığı yolda mı ilerleyeceğini büyük ölçüde gösteren yıl olacak. Bunu anlamak için en azından ikinci çeyreğin sonuna kadar beklemek gerekiyor.

 

                      Bakalım zaman kimi haklı çıkaracak.  

EKONOMİDEKİ SON DURUM

11/1/2008 · Kategori: Genel Ekonomi

1,5 aylık bir süredir bloga yazı ekleyemedim. Bu sürede ülke ekonomisinde ve siyasetinde bir çok gelişme oldu. Siyaseti bir kenara koyarsak ekonomide olumsuz gelişmeler ağırlıktaydı. 3. çeyrek büyüme oranının düşük geldi, enflasyon yılı %8’in üzerinde kapattı, işsizlik oranındaki bir süredir devama eden yerinde sayma eğilimi devam etti. Ayrıca seçimden sonra beklediğimiz mikro reformlar, piyasaları serbestleştirecek reformlar yapılmadı. Bu dönemde dünya ekonomisi de olumsuz sinyaller verdi, özellikle Amerika’daki ressesyon beklentisi ve bunun Avrupa ülkelerine etkisi bizi de çok yakından ilgilendiren bir durum. Bütün bunlara siyaset ve terör olayları da eklenince insanlar gelecekle ilgili karamsarlığa kapıldılar.

 

Bu yazıda bazı önemli ekonomik göstergelerin son durumu hakkında bilgi verelim, gündemi yakalamaya çalışalım, hem de yıl sonu değerlendirmesi yapalım.

 

Büyüme: Büyüme 3. çeyrekte kötü bir sürpriz yaptı.

                GSMH %2 

                GSYİH %1,5 büyüdü.

Büyüme ile ilgili beklentiler, 2007 yılında büyümenin %4-4,5 arasında gerçekleşeceği yönünde. Ben daha önce %5’in üzerinde olarak tahminde bulunmuştum. Şu anda bu zor görünüyor, bekleyip görelim.

 

Burada önemli bir nokta, özel tüketim harcamalarının canlandığının göstergesi olarak %3,6 artmış olması.

 

Enflasyon: Enflasyon yıl sonunda belki de en kötümser bekleyişlerin bile üzerinde gerçekleşti. ben daha önce %7,2 ile yüksek bir enflasyon tahmini yapmıştım, ama gerçekleşme çok daha yüksek oldu.

                     Kasım: %1,95

                     Aralık: %0,22     

                     Yıllık: %8,39    

 

İşsizlik: Aylar önce işsizlik oranının düşme eğiliminin durduğu ve yerinde saydığı yönünde bir yazı yazmıştım. Burada durumda bir değişiklik yok. İşgücü piyasasını serbestleştirecek reformlar yapılmadan yıllık %5’lik büyümenin işsizlik oranını aşağıya çekmesi mümkün görünmüyor.

 

Bütçe: Bütçede Ekim ve Kasım aylarında nispeten daha olumlu gelişmeler görüyoruz. Kasım ayı sonunda 9 aylık gerçekleşmelere bakalım:

 

Bütçe açığı: -9.714.832 bin YTL    hedef: 16.829.592 bin YTL

Faiz dışı denge : 37.247.692 bin YTL    hedef: 36.116.432

 

Bütçe açığında hedefin altında kalacağız gibi görünüyor, faiz dışı fazlayı ise yılın bitimine 1 ay kala tutturduğumuzu görüyoruz. Bütçedeki bu düzelme son iki ayda faiz harcamalarının azalmasından ve Kasım’daki vergi gelirlerinin önceki aylara göre artışından kaynaklanıyor.

 

NÜKLEER ENERJİ

27/11/2007 · Kategori: Genel Ekonomi

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri enerji sorunu. Büyümek için üretim, üretim için de enerji şart. Türkiye büyük doğal enerji kaynaklarına sahip değil. Dolayısıyla bu açığın bir yerden kapatılması gerekiyor. Bunun en ucuz, en verimli ve doğaya zararsız olan yolu nükleer santral. Fakat bu konuda insanların kafası çok karışık. Bir çok kişi nükleer enerji hakkında yalan yanlış şeyler söylüyor. Stratejik Boyut sitesinde bu konuyla ilgili bir haber yapılmış. İşte Nükleer Enerji Yalanları başlığında 10 başlık altında yayımlanmış yazı bazı konularda aydınlatıcı olabilir. Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

« Önceki ::

Site Meter